EN GÜVENİLİR TÜRK TARİHİ SİTESİ - Ahilik Teşkilatı (3)
   
ANA MENÜ
  ANA SAYFA
  İLETİŞİM
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  OSMANLI TARİHİ
  => Osmanlı Devleti Tarihi (1)
  => OsmanIı Devleti Tarihi (2)
  => OsmanIı Devleti Tarihi (3)
  => darphane nedir?
  => Nakibül-eşraflık nedir?
  => Osmanlı Devletinde Kadılık
  => Osmanlı-Memlük İlişkileri
  => İrad-ı Cedid
  => Şeyhülislamlık nedir?
  => Osmanlı Kültür ve Medeniyeti
  => Mürur Teskeresi nedir?
  => 17.Yüzyılda Osmanlı Devleti
  => 18.Yüzyılda Osmanlı Devleti
  => 19.Yüzyılda Osmanlı Devleti
  => Ahilik Teşkilatı (1)
  => Ahilik Teşkilatı (2)
  => Ahilik Teşkilatı (3)
  => Ahmed Han I
  => Ahmed Han II
  => Ahmed Han III
  => Bayezid Han II
  => Murad Han II
  => Murad Han I (Hüdavendigâr)
  => Padişah Anneleri(Valideler)
  => Gerçekte Sultan Vahidettin
  => Kızıl Sultan mı?ASİL SULTAN MI?
  => Tarihi Türk Gemileri
  => Ayastefanos Antlaşması
  => Tarihe Şahitlik Etmiş SARAYLARIMIZ
  => Navarin Savaşı (Fâciası)
  => Çırağan Sarayı olayı
  GENEL TÜRK TARİHİ
  İSLAM TARİHİ
  T.C İNKİLAP TARİHİ
  YAKIN TARİH
  SELÇUKLULAR TARİHİ
  ORTA ASYA TÜRK TARİHİ
  DÜNYA TARİHİ
  TARİHTE BİLMEDİKLERİNİZ
  TARİH İLE İLGİLİ VİDEOLAR
  RESİM ALBÜMÜ

AHİLİK TEŞKİLATI (3)

OSMANLI ESNAFI
Ahilik ahlâkıyla yetişen Osmanlı esnafını bakınız İngiliz Senceri gazetesi nasıl anlatmaktadır.
"Osmanlı memleketlerinde dükkâncılık ve satıcılık tarz ve usulü kadar güzel usul hiçbir yerde bulunmaz. Sivas pazarına gittiğimiz zaman bu adet nazarımızda bütün bütün tecelli etti. Pazara gelen müşteri ayaküstü durup teşhir edilen malları gözden geçirir. Tüccar veya dükkâncı ise diz çökmüş veya bağdaş kurmuş bir halde bulunur. Eğer müşteri itibara değer kimselerden ise dükkâncının yanına çıkar oturur.
Bir tacir böylesine adeta konuksever bir ev sahibi gibi muamele ederdi. Müşteriye evvela bir kahve ısmarlar sonra bir sigara ikram eder. Vee hal ve mevkie münasip konuşmaya girişir. Kahve ve sigara içtikten sonra konu yavaş yavaş alış veriş meselesine çevrilir. Eğer birden bire bu meseleye girilirse hürmetsizlik ve terbiyesizlik sayılırdı.
Dükkâncı müşteriye neden sonra ne satın almak arzu ettiği takdirde gayet nazik bir ifade tarzı ile sorar. Ve alınacak şeyin nevi ve cinsine göre konuşulmasını müteakip müşterinin fiyatı soruşu üzerine satıcı yine nezaketten: “Zatı alileri her ne münasip görürseniz onu verirsiniz hiç vermezseniz de hediye makamında kabul buyurursanız bence büyük bir şereftir” derdi.
İşte Türklerin alışverişi böyledir. Ve böyle nezaketli alışveriş hiçbir yerde görülmezdi."
Fransa hükümeti tarafından Türkiye'nin doğu illerinde inceleme yapmak üzere görevlendirilen Teophile Deyrolle 1869 yılının Şubat ayında Trabzon'a gelerek ilginç bulduğu olayları Fransa'da yayınlanan bir dergide yazmıştır. Fransız Deyrolle Trabzon'daki Türk esnafıyla Ermeni Rum ve İran esnafını karşılaştırırken bakın nelere dikkat etmiş.
"Türk ciddi ve sessiz çubuğunu içerek müşterisini bekler. Müşteri alacağı şeyi elinde evirip çevirdikten sonra değerini sorar. Dükkancının ağzından bir rakam düşer. Artık pazarlık etmek faydasızdır...Rum ile Ermeni tamamen başkadır. Müşteriye seslenir elbisesinden tutup çekerler. Müşteriyi bir laf sağanağına tutarlar. Ona en yumuşak kelimelerle hitap ederler. "Kardeşim" derler. "Ruhum dostum" derler ve gösterdikleri malın iki kat değerini isterler. .. Trabzon'da pek çok olan İranlı esnaflara gelince: İçlerinde bazıları Türklerin meziyetleri ile Hıristiyanların hilekarlıklarını birleştirmiştir."
AHİ BİRLİKLERİNDE EĞİTİM
Bilim ve uygarlık tarihleri incelendiğinde görülmektedir ki insanlığa en çok hizmet etmiş toplumlar bilimde ileri gitmiş olanlardır. Eğitimde ileri olan toplumlar güçlü geri olan toplumlar da zayıf olmaya mahkumdurlar. Osmanlı Devleti tarihin en uzun ömürlü devletlerinden biridir. Bunda şüphesiz ki eğitim politikasının önemli bir rolü vardır.
Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda ve gelişmesinde önemli rol oynayan Ahiler imalat ve ticarete verdikleri önemle ekonominin büyümesine eğitime verdikleri önemle de bilimin gelişmesine büyük katkı sağladılar.
Ahilik sisteminde eğitim Farâbî Kutadgu Bilig İbnî Sina Fahrettin Râzî ve Ahi Evran çizgisinde gelişmiştir. Ahilik tespit ettiği hedefe sağlam bir teşkilatlanma modeli yanında köklü bir eğitim sistemi ile ulaşmaya çalışmıştır. Esnaf ve sanatkarlara iş yerlerinde yamak çırak kalfa ve usta hiyerarşisine göre mesleğin incelikleri öğretilmiş kabiliyetli çırak kalfa ve ustaların elinden tutularak medreselerde eğitim görmeleri sağlanmış ve gerektiğinde kendilerine orta sandığından maddi destekte bulunulmuştur.
Bir taraftan esnaf ve sanatkarlara işyerlerinde mesleklerinin incelikleri öğretilirken diğer taraftan akşamları Ahi zaviyelerinde ise toplum içindeki tutum ve davranışları hakkında bilgi verilirdi.
Ahiler eğitimi kişinin doğumuyla başlayan ve hayat boyunca devam eden bir süreç olarak görmüşlerdir. Ahi zaviyelerinde kırk yaşın üstündeki insanlara da okuma - yazma öğretilmiştir. Hatta bunlar arasında Divan yazacak kadar olgunluğa erişenler dahi vardı. Böylece günümüzde "hayat boyu eğitim" şeklinde tanımlanan eğitim anlayışı yüzyıllar önce Ahi birlikleri tarafından uygulanmıştır.
İş Dışında Eğitim
İş dışındaki eğitim genel eğitim özelliğinde olup ferdi gelişmeye yöneliktir. Ahi zaviyelerinde öğretmen tarafından teşkilata yeni giren gençlere okuma yazma öğretilirdi. Gençlere ilk terbiye ve bilgiyi veren kişilere muallim denilirdi. İlmi sahada söz sahibi müderris ve kadılara da ders verdirilirdi. Dini ve ilmi bilgiler yanında Türkçe konuşma edebiyat dersleri okutulurdu. Örneğin Divan Edebiyatımızın büyük şairlerinden Bâki de bir saraç çırağı iken bu tür bir eğitimden geçmiştir. Ahi zaviyelerindeki çırakların zaten mensup oldukları sanat dalı içerisinde tatbiki bilgileri edinmiş olduklarından zaviyelerde fen ve sanat yerine cemiyet içerisinde yaşama kuralları sosyal kaideleri öğrenirlerdi.
Gençlerin yeteneklerini geliştirmek için eğitim proğramlarına güzel yazma musiki dersleri davranış kaideleri askeri bilgi ve spor eğitimi dersleri de konulmuştu. Zaviyelerde eski Türk destanları Kutadgu Bilig ve Ahi Evran’ın kitapları yanında Fütüvvetname denilen Ahiliğin Ahlak Nizamnamesi olarak bilinen kitaplar okutulurdu. Fütüvvet kitapları bir bakıma İslam tasavvufunun geliştirdiği Kur’an ve Hadislere dayanan güzel ahlak ve ideal insan modelini belirleyen kitaplardı. Bu eserler yalnız gençlerin değil toplumun tamamının uyması istenilen ahlaki kuralları içerirdi.
İş Başında Eğitim
İş yeri sahibi aynı zamanda usta (öğretmen) olduğu için daha önce çalıştığı iş kolundan mesleğini öğrendiğine dair icazet (diploma) ve iş yeri açma izni almış kimsedir. Bir gencin usta olabilmesi ve kendi iş yerini açabilmesi için değişik öğrenim kademelerinden geçmesi gerekirdi. Her şeyden önce bir gencin Ahi birliğine üye olabilmesi için mutlaka geçimini temin edebilecek bir iş veya sanatının olması aranırdı. Boş gezen bir işi olmayanlar Ahiliğe kabul edilmedikleri gibi toplumda da itibar görmezlerdi. Mesleği olmayanlara kız bile verilmezdi . Bu sebepten gençlerin belirli bir eğitim almış olmaları gerekiyordu.
Çırak olmak isteyen aday öncelikle elinde ustalık belgesi sahibi bir ustaya yardımcı olarak verilir ve kendisine iki tane “yol kardeş” (yiğit başı) seçilirdi. “Yol kardeşlik” gençlerin ömürleri boyunca sürerdi. Eğitim süresi içerisinde gençlerin ahilik kaidelerine bağlılıkları kontrol altına alınırdı. Gençler arasında Ahilik prensiplerini ihmal edenler veya hatalı davranışlarda bulunanlar birbirlerinden sorumlu tutulurdu.
Çırak adayının iş yerindeki tutum ve davranışı becerisini göz önüne alınarak ya da aynı işyerinde çıraklığa devam etmesine veya başka bir sanat dalında çıraklığa başlamasına karar verilirdi. Her halükarda bir iş yerine çırak olarak girebilmek için o iş kolunun Ahi birliğinden izin alınması gerekmekteydi. Bir çırak veya kalfa ustanın izni olmadan dükkânı terk edip başka bir ustanın yanına gidemez çünkü başka usta bunu kabul etmezdi. Ustalar sanatın özelliğine göre sınırlı sayıda çırak çalıştırmaya mecburdular. Daha fazla çırak kabulü ve çalıştırılması birlikçe yasaklanmıştı. Aynı iş kolunda ihtiyaçtan fazla eleman yetiştirmenin doğuracağı problemlerin bilincindeydiler. Meslek çeşitleriyle her meslekte çalışacak olanların sayısı o bölgenin ihtiyaçları göz önüne alınarak tespit edilirdi.
Bu da gösteriyor ki esnaf-sanatkarların bir taraftan işsiz kalmaması diğer yandan da aşırı üretimin önlenmesi sağlanmıştır. Zaten usta ve kalfa için önemli olan çıraklarını çok iyi yetiştirmekti. Çıraklara çıraklık süresince herhangi bir ücret ödenmezdi.
Gerek iş başındaki eğitimde ve gerekse zaviyedeki eğitimde aynı eğitim metodu uygulanırdı. Özellikle mesleki eğitimde çıraklığa alınan gence bilgiler maharetler hünerler en basitten zora doğru uzanan bir süreçte kazandırılmaya çalışılırdı.
Sanat Eğitimi
Ahilik sisteminde gençlere ahlâk ve sanat eğitimi birlikte veriliyordu. Ahlâka ait usul ve erkan kuralları eğitim müfredatına göre düzenlenirdi. Gençlere yaşlarına ve öğrenim sürelerine göre verilecek bilgiler de programlanmıştı. Zaman gelmedikçe ne sanata ne de ahlâki kurallara ait bilgiler verilmezdi. Ancak öğrenci olgunlaştıkça ve sanattaki yetenekleri arttıkça bilgiler belirlenen ölçülerde arttırılırdı.
Örneğin Osmanlı döneminde çırakların okuma yazmayı öğrenmeleri için “saraçhane” denilen yerde ayrıca sabahları “Fatih Medresesi"nde okutulan derslerin saraçhanede de okutulmasına önem verilirdi. Ahiliğin uygulandığı bir sanat dalı da Nakışçılıktı. Anadolu Selçuklu devleti zamanından beri görülen nakış haneler Osmanlı Devleti zamanında da gelişerek devam etmiştir. Bu atölyelerde hattatlar nakkaşlar kitap süsü ülkede yapılan binaların aaayini (süsleme) gibi işlerin esaslarını hazırlardı.
Bu nakış haneler de yalnız kitap yazma süsleme işleri ile uğraşılmazdı. Sarayların silahların ve diğer eşyaların resimleri hazırlanırdı. Bu atölyeler adeta tatbiki güzel sanatlar akademisinin motif ve süsleme sanatını öğreten bir bölümü gibiydi.
Fatih devrinden kalma sanat eserlerinin bir çoğunda yazı aaahip cilt kısmen resim çini oyma kapı fresk taşa oyulmuş süsler kılıç ve miğfer gibi zamanın harp silahlarının üzerine yapılmış süs resim ve nakış sanatının bir çok özelliklerine rastlanılmaktadır.
Bu nakış haneler sanat öğreten bir okul gibiydi. Burada baş usta (okulun müdürü) kalfalar ve çıraklar vardı. Çırak ustasının tarifleriyle değil onun nasıl çalıştığını görmekle ve ona dikkat etmekle sanatı öğrenebilirdi. Öğrenciler hep birlikte bir atölyede çalışırlar her kes birbirine bakarak görerek bir şeyler öğrenirdi. İyi bilenler yeni gelenlere bu hususta yardımcı olurdu.
Ahlâk Eğitimi
Ahi kardeş yaren dost yiğit anlamında kullanılır. Ahilik birbirine saygı duyan yardım eden fakiri gözeten yoksulu barındıran ilmi ve çalışmayı ibadet sayan din ve ahlak kurallarına sıkı sıkıya bağlı esnaf-sanatkarların teşkilatı anlamını ifade eder.
Ahilik çalışmayı ibadet ve dürüstlüğü bir bütün olarak ele almış ahlâka büyük önem vermiştir. Ahiliğe göre güzel ahlâkın olduğu yerde kardeşlik eşitlik özgürlük sevgi hak ve adalet vardır.
Ahi teşkilatlarında ahlâki eğitim zaviyelerde verilirdi. Ahi zaviyelerinde verilen eğitim sadece gençlere yönelik olmayıp her yaştan insanların istifade edebileceği özellikteydi. Bu nezih mekanlarda öğretilen ahlâk kuralları daha sonra da tüm toplumun ortak değerleri olarak hayata geçiriliyordu.
İlk Türk fütüvvetnamesi alplık kavramıyla birleşerek yiğit-ahi şeklinde ortaya çıkmıştır. Bu fütüvvetnamelerden yazarı belli olmayan yüzlerce Türkçe fütüvvet kitabı yazılmıştır. Ahilerin el kitabı olan ilk Türk fütüvvetnamesinde Burgazi gençlere terbiye kurallarından bazılarını şöyle anlatmaktadır:
“... Taam (yemek) yimekte yirmi erkan vardır.” Yani yemek yemeye ait yirmi kaide olduğunu söyleyip bu kurallardan bazıları da şöyle sıralanabilir:
-Sofraya oturmadan önce ve yemekten kalktıktan sonra elleri yıkamak
-Yemek yenilen yere ayakkabı ile girmemek
-Yemeğin dürüstlük ile kazanıldığından emin olmak
-Yemeğe büyüklerden önce başlamamak ve yemeğe tabağın kenarından başlamak
-Yemek yerken konuşmamak ağzından tükürük saçmamak kaşınmamak
-Yemek yerken öksürük tutması halinde ağzı elle değil mendille kapatmak
-Yemekte küçük lokma almak başkasının yediği lokmaları gözetmemek
-Yemekte ağzını şapırdatmamak
-Yemekte etin kemiklerini sofradakilere göstermeden tabağın arkasına saklamak vb.
Söz söylemekteki edepler dört tanedir:
-Sert konuşmamak
-Konuşurken sağa-sola bakmamak
-Sen-ben değil de siz-biz olarak hitap etmek
-El kol hareketleri ile bir şey ifade etmemek.
Evden çıkmaktaki edepler:
-Çıkarken sağ ayakla çıkmak
-Endişeli çıkmamak
-Çıkarken yukarı bakmamak.
Yürümekteki edepler:
-Sert yürümemek
-Çukurlara basmamak
-Yanlara bakarak yürümek(dikkatli olmak)
-Taştan taşa sıçramamak
-Kimsenin ardınca bakmamak
-Büyüğünün önünde yürümemek.
Bu kuralların dışında elbise giyerken beş pazarda çarşıda yürürken alış veriş yaparken dört misafirlikte üç hasta ziyaretinde beş tuvalete ve hamama girerken sekiz yatarken dört olmak üzere bir çok kural tespit edilmiştir.
Burgazi fütüvvetnamesi’nde Ahi ahlâkını meydana getiren kurallar şöyle sıralanmaktadır.
1- Ahiler birkaç iş veya sanatla değil yeteneklerine en uygun olan tek bir iş veya sanatla uğraşmalıdır.
2- Ahinin emeğini değerlendirecek ve onurunu koruyacak bir işi özellikle bir sanatı olmalıdır.
3- Ahi doğru olmalı emeğiyle hak ettiğinden fazlasını kazanma yoluna sapmamalıdır.
4- Ahinin işinin ve sanatının geleneksel pîrlerinden kendi ustasına kadar bütün büyüklere içten bağlanmalı sanatında davranışlarında onları örnek almalıdır.
5- Ahi bilgi sahibi olmalı bilginleri sevmeli onlara karşı küçük düşmemeli aldığı bilgileri yerinde ve zamanında kullanmalıdır. 13. yüzyılda Burgazi tarafından kaleme alınan Burgazi’nin Fütüvvetnamesi’ni daha sonra diğerleri takip etmiştir. Ahi ahlâkını meydana getiren fütüvvet kuralları öğrencilere anlayacakları tarzda öğretilirdi.
Bu kurallar;
1-İyi huylu ve güzel ahlâklı olmak
2-İşinde ve hayatında doğru güvenilir olmak
3-Ahdinde sözünde ve sevgisinde vefalı olmak
4-Sözünü bilmek sözünde durmak
5-Hizmette ayrım yapmamak
6-Yaptığı iyilikten karşılık beklememek
7-Güler yüzlü olmak
8-Tatlı dilli olmak
9-Hataları yüze vurmamak
10-Dostluğa önem vermek
11-Kötülük edenlere iyilikte bulunmak
12-Tevazu sahibi olmak
13-Hiç kimseyi azarlamamak
14-Anaya ve ataya hürmet etmek
15-Dedikoduyu terk etmek
16-Komşularına iyilik etmek
17-İnsanların işlerini içten gönülden ve güler yüzlü yapmak
18-Başkasının malına hıyanet etmek
19-Sabır ehli olmak
20-Cömert ikram ve kerem sahibi olmak
21-Daima hakkı kullanmak
22-Öfkesine hakim olmak
23-Suçluya yumuşak davranmak
24-Sır saklamak(...)
Yukarıda sadece bir kısmına yer verdiğimiz Ahiliğin 124 altın kuralı vardır.
Ticaret Ahlâkında Yasaklanan Hususlar
Ticaret ahlâkında yapılması istenmeyen şeyler ise şunlardır:
1. Hileli ve çürük mal satmayacaksın
2. Müşteriden fazla para almayacaksın
3. Bir başkasının malını taklit etmeyeceksin
4. Noksan tartmayacaksın ve bozuk terazi kullanmayacaksın
5. Sahte ve kalitesiz mal üretmeyeceksin
Ahiliğin açık ve kapalı olmak üzere 6 şartı vardır.
Açık olanlar:
1-Elini açık tut : Cömert olmak düşkünlere yardım etmek için
2-Kapını açık tut : Konuksever ve misafirperver olmak için
3-Sofranı açık tut : Yoksullara yemek yedirmek misafire ikramda bulunmak için.
Kapalı olanlar:
1-Elini bağlı tut : Hırsızlık zorbalık ve kötülük etmemek için
2-Dilini bağlı tut : Dedikodu yalan iftira ve gıybetten uzak durmak
3-Belini bağlı tut : Kimsenin namusuna haysiyet ve şerefine göz dikmemek için.
Ahiler kız çocuklarına da şu öğütleri verirlerdi:
1- İşine dikkatli ol : Ailenin ve evinin işini ihmal etme
2- Aşına dikkatli ol : İyi yemek pişir iktisatlı ol
3- Eşine dikkatli ol : Her türlü şartlar altında eşine sahip ol
Örnek Olay
Ahilik teşkilatının yüksek ahlâki değerleriyle yetişen Osmanlı esnaf sanatkar ve tüccarı Batılı devletler nazarında çok önemli bir yer edinmiştir.
Alman Başbakanı Bismark "Türkler Asya'nın centilmenleridir" sözüyle Ahilik kültüründe yetişen Türk insanını tanımlıyordu...
Ayrıca İngiliz Ticaret Odalarının birinde asılı bulunan levhada "Her zaman Türk tüccarları ile alışveriş et" sözünün yer alması Türk esnafının tüccarının ve sanayicisinin dün sahip olduğu ve bugün terk ettiği Ahilik kültürünü ifade etmektedir.
AHİLİK VE FÜTÜVVET AHLÂKI
Ahiliğin en önemli özelliklerin birisi; teşkilata mensup kimselerin yani esnaf-sanatkar ve çalışanların manevi ihtiyaçlarına cevap verecek bir inanç ve ahlâk anlayışına sahip olmalarıdır. Bu özelliği ile Ahilik temel kurallarını Fütüvvetçilikten almıştır.
Fütüvvet Arapça bir kelime olup sözlükte cömertlik gençlik yiğitlik kahramanlık alçak gönüllülük diğergâmlık gibi anlamlara gelir. Fütüvvetten bahseden eserlere bakılırsa bu kavramın içinde neredeyse İslamiyet'in telkin ettiği bütün güzel ahlâk esaslarını bulmak mümkündür. Mutasavvıflara göre fütüvvet peygamberlerden kalma bir ahlâk yoludur.
Sülemî'nin Fütüvvet Kitabı'ndan şu hususları başlılar halinde sunabiliriz.
o Kötülüğe iyilikle karşılık vermek
o Yaptığı işten karşılık beklememek
o Gücü varken affetmek
o Başkalarının kusurlarını bırakıp kendi kusuruyla uğraşmak
o Şefkatli olmak başkalarını kendisine tercih etmek
o Hiçbir durumda yaltaklanmamak
o Zenginse fakiri hiçbir sebeple hizmetinde kullanmamak
o Halka tenezzül etmemek yüz suyu dökmemek
o Verenin de alanın da Allah olduğunu bilmek
o Kerem sahibi olmak
o Alçak gönüllü olmak kendini beğenmişlikten kaçınmak
o Hiç kimseyi azarlamamak
o Sır saklamak
o Hizmette ve vermede ayırım yapmamak.
Sadece bazılarını saydığımız bu fütüvvet prensipleri netice olarak insanı başı dik gönlü dok olmaya alıcı değil verici durumda bulunmaya dolayısıyla üreticiliğe bütün varlıklara karşı sevgi ve şefkat beslemeye ve manevi olgunluğa yönelten hususlardır.
Bu ve benzeri güzelliklerin laf olarak sıralanması kolaydır fakat asıl olan uygulamadır. İşte Ahilik iyi bir organizasyonla mesleki ve teknik faaliyetler yanında bu prensipleri derece derece tatbik sahasına koyan kurumdur. Böyle bir sistemde tabi olunan tasavvuf terbiyesi ve ulaşılacak manevi olgunluk sonucu önce kişinin kendi kendini kontrolü söz konusudur. Öyle ki Ahi sanatkar yaptığı bir işi kurallardan önce Allah'ın beğenmesine önem verirdi. Otokontrolün kâfi gelmediği durumlarda ise Ahi teşkilatının güçlü iç disiplini ve sosyal baskı ile sayılan ilkelerin yaşanır hale gelmesi mümkün olmuştur.
AHİLİĞİN TÜRK DİLİNE VERDİĞİ ÖNEM
Ahilik teşkilatı Türk dilinin ve kültürünün koruyucusu olmuştur. Anadolu'daki diğer dillere özellikle Arap Acem Bizans kültürlerine karşı Türk kültürünü koruyup Türkçe konuşan ve Türkçe yazan ozanları ve düşünürleri bir şemsiye altında toplayan Ahi teşkilatı olmuştur. Böylece Ahiler bizi biz yapan dilimizi koruyup geliştirmişlerdir.
Hoca Ahmet Yesevi'den başlayarak büyük Türk düşünür ve gönül adamları Yunus Emre Hacı Bektaş-ı Veli Ahi Eran Aşık Paşa Gülşehri Hacı Bayram Veli ve daha niceleri hem İslamiyeti hem de milli özelliklerimizi ve değerlerimizi Türkçe ile anlattılar yazdılar ve yayınladılar. Osmanlı Devleti'nin Türkçe'yi devletin resmi dili kabul etmesi bu dili cihan şumul bir konuma getirmesinde Ahilerin büyük katkısı olmuştur.
Ahiler Türkçe konuşmaya Türkçe yazmaya ve Türkçe'yi diğer milletlere yaymaya özel önem vermişlerdir. Ahiler sadece Türkçe'yi öğrenip-öğretmekle kalmayıp; dil yönünde kabiliyetli insanları edebiyatçıları şairleri yetiştirerek onlara ciddi sorumluluklar yüklemişlerdirler. Böylece Türkçe'nin günümüze kadar çok ileri bir seviyede gelmesini sağladılar.
Yunus'un yaşadığı dönem Ahilerin Anadolu'da yaşadığı en faal dönemdir. Kendisi de bir Ahi olan Yunus Emre'nin yüzyıllar önce yazdığı şiirlerini bugün rahatlıkla anlayabiliyorsak işte bunu Ahi teşkilatına borçluyuz.
ALINTI






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Siten:
Mesajınız:

   
Bugün 46 ziyaretçi (115 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=

=> OsmanIı Devleti Tarihi (2) => OsmanIı Devleti Tarihi (3) => darphane nedir? => Nakibül-eşraflık nedir? => Osmanlı Devletinde Kadılık => Osmanlı-Memlük İlişkileri => İrad-ı Cedid => Şeyhülislamlık nedir? => Osmanlı Kültür ve Medeniyeti => Mürur Teskeresi nedir? => 17.Yüzyılda Osmanlı Devleti => 18.Yüzyılda Osmanlı Devleti => 19.Yüzyılda Osmanlı Devleti => Ahilik Teşkilatı (1) => Ahilik Teşkilatı (2) => Ahilik Teşkilatı (3) => Ahmed Han I => Ahmed Han II => Ahmed Han III => Bayezid Han II => Murad Han II => Murad Han I (Hüdavendigâr) => Padişah Anneleri(Valideler) => Gerçekte Sultan Vahidettin => Kızıl Sultan mı?ASİL SULTAN MI? => Tarihi Türk Gemileri => Ayastefanos Antlaşması => Tarihe Şahitlik Etmiş SARAYLARIMIZ