EN GÜVENİLİR TÜRK TARİHİ SİTESİ - Ahilik Teşkilatı (2)
   
ANA MENÜ
  ANA SAYFA
  İLETİŞİM
  ZİYARETÇİ DEFTERİ
  OSMANLI TARİHİ
  => Osmanlı Devleti Tarihi (1)
  => OsmanIı Devleti Tarihi (2)
  => OsmanIı Devleti Tarihi (3)
  => darphane nedir?
  => Nakibül-eşraflık nedir?
  => Osmanlı Devletinde Kadılık
  => Osmanlı-Memlük İlişkileri
  => İrad-ı Cedid
  => Şeyhülislamlık nedir?
  => Osmanlı Kültür ve Medeniyeti
  => Mürur Teskeresi nedir?
  => 17.Yüzyılda Osmanlı Devleti
  => 18.Yüzyılda Osmanlı Devleti
  => 19.Yüzyılda Osmanlı Devleti
  => Ahilik Teşkilatı (1)
  => Ahilik Teşkilatı (2)
  => Ahilik Teşkilatı (3)
  => Ahmed Han I
  => Ahmed Han II
  => Ahmed Han III
  => Bayezid Han II
  => Murad Han II
  => Murad Han I (Hüdavendigâr)
  => Padişah Anneleri(Valideler)
  => Gerçekte Sultan Vahidettin
  => Kızıl Sultan mı?ASİL SULTAN MI?
  => Tarihi Türk Gemileri
  => Ayastefanos Antlaşması
  => Tarihe Şahitlik Etmiş SARAYLARIMIZ
  => Navarin Savaşı (Fâciası)
  => Çırağan Sarayı olayı
  GENEL TÜRK TARİHİ
  İSLAM TARİHİ
  T.C İNKİLAP TARİHİ
  YAKIN TARİH
  SELÇUKLULAR TARİHİ
  ORTA ASYA TÜRK TARİHİ
  DÜNYA TARİHİ
  TARİHTE BİLMEDİKLERİNİZ
  TARİH İLE İLGİLİ VİDEOLAR
  RESİM ALBÜMÜ

AHİLİK TEŞKİLATI (2)

MESLEK SIRRI
Ahilik ahlâkına ait 740 kural bir anda öğretilmediği gibi sanat ait bütün bilgiler de bir anda verilmezdi. Ahlâk usul ve erkana ait bilgiler kitap haline getirilmesine rağmen üretime veya sanata ait teknik bilgiler yazılı hale getirilmemişti. O devirdeki birçok sanatçının sırları ve tekniği bu sebepten günümüze kadar ulaşmamıştır.
Ahi teşkilatlarında çırağı en iyi şekilde yetiştirmek ustanın göreviydi. Bunun için usta sanatın bütün inceliklerini ve sırlarını aşama aşama çırak ve kalfalarına öğretirken onların ahlaken de yetişmesi için gayret gösterirdi. Her zaman çırak ustasından usta da çırağından gururla bahsedilmesini isterdi. Ahlâken yetersiz olanlara mesleğin tüm sırları öğretilmezdi. Bu sebeple Ahi teşkilatında keseri eline alan marangoz malayı iyi tutan sıvacı makası alan terzi olamazdı. Bir kişinin mesleğin bütün sırlarını öğrenebilmesi ve iyi bir usta olabilmesi için önce iyi bir meslek ahlâkına yani Ahi ahlâkına sahip olmalıydı.
PÜF NOKTASI
İnsanların sosyal siyasal kültürel ekonomik bakımdan yetişmesinde sözlü ve yazılı gelenek ürünlerinin etkili olduğu bilinmektedir. Destan efsane menkıbe kıssa fıkra ve benzerlerinden teşekkül eden bu ürünler ayrıca insanların mesleki dini vb. yaşantı biçimlerinin oluşmasında da etkili olmuştur. Bunlara “işin püf noktasını öğrenmek” gibi hikayeleri olan deyimler de eklenebilir.
Vaktiyle testi vazo çanak-çömlek imal edilen kasabaların birinde uzun yıllar bu meslekte çalışan bir kalfa işinde uzmanlaştığına inanıp kendi başına bir dükkan açmayı arzu eder olmuş. Ayrıca kendisinin de bir testi imalathanesi açacak kadar bu hususta bilgi birikiminin olduğunu ve buna da hakkı bulunduğunu belirtir. Usta kalfanın bu tavrı karşısında önce tebessüm eder sonra kendisin henüz işin püf noktasını öğrenmediğini söyler.
Kalfa ustasının bu sözlerine itiraz eder ustasının bu sonu gelmez nasihatlerinden bıkıp hırsa kapılan kalfa ustasından icazet almadan bir dükkan açmış. Gider bir testi imalathanesi açar fırınını kurar testi imalatına başlar. Bütün işlemleri ustasının yanındaki gibi yaptığı testi toprağında aynı hamuru kullandığı halde hiç sağlam testi üretemez.
Binbir emek ile yaptığı testiler küpler vazolar sürahiler onca titizliğe rağmen orasından burasından yarılıp çatlıyormuş. Zavallı kalfa bir türlü bu çatlamaların önüne geçemeyince çaresiz ve mahcup bir şekilde ustasına gidip durumu anlatmış. İşinin uzmanı tecrübeli usta:
-Sana demedim mi evladım sen bu işin “püf noktası”nı henüz öğrenmedin. Bu sanatın uzmanlık gerektiren “bir püf noktası” vardır.
Eski kalfasına bu işin “püf noktası”nı öğretmeye karar veren usta aaagaha bir miktar çamur koymuş ve kalfasına:
-Haydi geç bakalım aaagahın başına da bir testi çıkar. Ben de sana bu işin “püf noktası”nı göstereyim demiş.
Eski kalfa ayağıyla merdaneyi döndürüp çamura şekil vermeye başladığında usta önünde dönen testiyi dikkatle takip edip arada bir “püf” diye üfleyerek zamanla testiyi çatlatıp bütün emekleri zayi edecek olan bazı küçük hava kabarcıklarını patlatıp yok etmiş ve böylece çırak da bu sanatın “püf noktası”nı öğrenmiş.
Her sanatın incelik uzmanlık gereken kısmına da o günden sonra “püf noktası” denilmeye başlanmış.Ustasından “püf noktası”nı öğrenen ve ustasının duasını alan kalfa da dükkanına dönerek sağlam testiler üretmeye başlamış. Bu örnek olay ustanın önemini ifade etmekle kalmayıp işi öğrendiğine dair ustasından olur almadan yapılacak çalışmaların da yarım kalacağını belirtir. Buna benzer anlatım türlerine fütüvvetnamelerde önemli bir yer verilmiştir. Fütüvvetnamelerde yer alan bu ve benzeri türlerin o günkü sanatkar ve ticaret adamlarının yetişmesinde önemli rolünün bulunduğu bilinmektedir.
ESNAF VE SANATKARLARINI DENETLEMESİ
Genel felsefelerine uygun olarak iş hayatının düzenlenmesinde de Ahi birlikleri toplumu bir bütün olarak ele alıp bütün sosyal grupların menfaatlerini düşünmüşlerdi. Çatışmacılığı reddederek uzlaşmacı sosyal ve ekonomik ilişkilerin kurulmasını amaç edinen Ahi teşkilatlarının bu özelliği sosyal huzuru sağlama açısından insanlığa ışık tutacak temel motifleri taşımaktadı
Ahi birlikleri üretim ile tüketim arasında denge kurarak üretici ile tüketici arasındaki ilişkilerin sosyal huzuru sağlayacak şekilde gelişmesinin devamına çalışmışlardır. Bu maksatla zaman zaman üretim sınırlamaları getirerek emeğin değerini bulmasını sağlarken geliştirilen narh (satış fiyatların idarece tespit edilmesi) sistemi ve standartlaşma ile tüketicinin korunmasını sağlamıştır.
Ahi birliklerinde kurulan denetim ve ceza sistemi ile esnaf ve sanatkarların meslek ahlâkına uygun tutum ve davranış içinde bulunup bulunmadıkları teşkilat idarecileri tarafından sıkı bir şekilde denetlenirdi. Kurallara uymayan esnaf ve sanatkârlar kendilerine ders ve çevreye ibret olacak şekilde cezalandırılırdı. Denetimin etkili yapılabilmesi için bütün şikayet kapıları herkese açık bırakılmıştı.
Üretilen mallarda kalite ve standart arama tüketicinin korunması bakımından son derece önemli idi. Her birlik üyelerinin imal ettiği ürünlerin kalite ve standardına göre fiyatlarını tespit ederdi.
Konulan nizama uymayanlar suçlarına göre cezalara çarptırılır bu çeşit davranışla cezalandırılan suçluya “yolsuz” denilirdi. Yolsuz hammaddeyi piyasadan alamaz kimse ona mal satmaz o üretmiş olduğu malı kimseye satamazdı. Yolsuz kahvelere kabul edilmez cemiyet toplantılarına giremezdi. Esnafın kendi içinde kurduğu bu oto kontrol sistemi son derece dikkat çekicidir.
Ahiliğin en önemli kuralını çiğneyerek kalitesi bozuk mal üreten tüketiciyi aldatan yüksek fiyatla mal satan esnaf ve sanatkara birlikten ihraç cezası verilirdi. Çünkü böyle bir kuralı çiğnemek başta işyerindeki kardeşlerine kendisine ahlâk öğreten hocalarına sanatın sırlarını öğreten üstadına yapılmış büyük bir hakaret sayılırdı.
Üretilen mal ve hizmette standartların altına düşülmesi sahte mal imal ederek gerçeğiymiş gibi piyasaya sürülmesi ve yapılan ikazların dikkate alınmaması gibi suçların cezası iş yerinin kapatılmasıyla sonuçlanmaktaydı. Kaliteyi bozanlar yanında tespit edilen fiyatlardan daha yüksek fiyatla mal satanlara da iş yerini kapatmaya kadar varan ağır cezalar verilirdi.
Bozuk ve kalitesiz malı satın alan müşteriye isteğine bağlı olarak ya malın bedeli geri ödenir ya da aldığı mal değiştirilirdi.
Ahilikte ceza esnafın kurallara uyması için gerekli bir araç olarak düşünülmüş çok ağır suçlar dışında aşağılayıcı cezalardan kaçınılmış cezaların eğitici olmasına özellikle dikkat edilmişti.
Suçlar için aşağıda belirtilen cezalardan biri takdir edilirdi.
1-Suçluyu masraf ve ikram yapmaya zorlamak
2- Dükkân kapatma kurban kesme lokma çıkarmaya icbar (zorlanma)
3- İptidaî madde (hammadde) tevziatından (paylaşımından dağıtımından) hariç tutma
4- Mamul mal satışlarından hisse ayırma
5- Selamlaşmamak yardım etmemek (umumi boykot)
Ahilik teşkilatında esnaf ve sanatkarlar arasında son derece güzel işleyen oto-kontrol mekanizması hakimdi. Fakat bütün önlemlere mesleki eğitiminin her aşamasında gösterilen inceliklere rağmen istisna da olsa bir takım hilekâr esnaflara rastlanıyordu. Hileli mal ve hizmet üretenlere ilk tepki yine Osmanlı esnaf ve sanatkarından gelmekteydi.

AHİLİK DÖNEMİNDE TÜKETİCİ HAKLARI
Sosyo-ekonomik ve tarihi bir kurum olan Ahilik teşkilatı Türk-İslam kültür ve medeniyetinin oluşturulmasında ve bilahare Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda ve büyümesinde önemli bir rol oynamıştır. Ahilik teşkilatının Anadolu Selçukluları ve Osmanlı Devleti döneminde Türk esnaf sanatkar sanayici ve ticaret erbabını asırlarca bünyesi içinde barındırmış iş ve meslek ahlakını kurup korumuştur. Ahiler devlet düzeni içinde bu gibi teşekküller arasında kontrol mekanizmasını kurarken tüketiciyi koruyan bir takım önlemler de almışlardır.
Ahilik sisteminde para amaç değil araçtı. Ahiliğin amacı; insanların dünya ve ahirette huzur içinde yaşamalarını sağlamaktır. Ahiler kazandıkları para ile kendilerinin ve ailelerinin ihtiyaçlarını karşılarlar; arta kalan parayla da muhtaç durumda olan fakir ve yoksul kimselere yardım ederlerdi.
Ahiler müşteri ilişkilerine son derece önem verirlerdi. Ticaret ilişkilerde "müşteri velinimetimizdir" ilkesinin yerleşmesine vesile olan Ahi kültürüyle yetişmiş Türk esnaf ve sanatkarlarıdır. Bu söz bugün bile birçok işyerinde asılı olarak durmaktadır.
Tüketicilerin korunmasına büyük önem veren Ahiler müşterilerin temel ihtiyacı olan bir çok ürünü doğrudan doğruya üretim yapan işyerlerinden karşılayabilmesi için çarşılar kurmuşlardı.
İşyerleri aynı sanat dallarında faaliyet gösteren esnafın bir yerde toplandığı “arasta” veya "çarşı" ismini taşıyan iş merkezleriydi. Tüketici hem istediği ürünü bu çarşılarda daha çabuk bulmakta hem de aynı cins ve kalitedeki ürünleri aynı fiyatla buralarda gönül rahatlığı içerisinde almaktaydı.
Demirden mamul araba parçaları çeşitli nal kağnı tekerleri deriden mamul ayakkabı bakırdan ve diğer madenlerden yapılan kılıç kap kaçak bıçak-kaşık üzerine kazınan işaret (çentik) imal eden ustanın “alamet-i farikası” yani amblemiydi. Bu amblem o ürünün adeta kalite belgesiydi çünkü bu ürün aynı zamanda onu yapan ustanın çalışanların ve işyerinin övünç kaynağı ve şerefiydi.
Dayanıklı tüketim malları cinsindeki çeşitli demir bakır gibi madenlerden imal edilen eşyalar üzerine üreticinin bir işareti konulurdu. Bu işaret imal edenin "patendi-amblemiydi". Bu amblem o ürünün adeta kalite belgesiydi çünkü bu ürün aynı zamanda onu yapan ustanın çalışanların ve işyerinin övünç kaynağı ve şerefiydi.
Bu bakımdan işyerinde çalışan çırak kalfa ve ustalar bu şerefi birlikte paylaşırlar ve kendi ürünlerinin en iyi olması için gayret gösterirlerdi. Üretim esnasında çırağın veya kalfanın herhangi bir hatası derhal ustasına bildirir ve yapılan hata derhal düzeltilirdi.
Her tüketici bilirdi ki esnafın kusuru veya kastından doğan zararı tazmin edebileceği bir teşkilat şikayette bulunabileceği bir birlik vardı. Bu birlik ki müşterinin zararını tazmin ettiği gibi buna sebep olan esnafı da kendisine ders çevreye ibret olacak şekilde cezalandırırdı.
Ahi teşkilatında kalitesi bozuk mal üreten tüketiciyi aldatan yüksek fiyatla mal satan ve kurallara uymayan esnaf veya sanatkara çok ağır cezalar verilirdi. Bu cezalar para veya hürriyeti kısıtlayıcı cezalar olmamakla beraber ondan daha tesirli ve daha caydırıcı olan birlikten ihraç cezasıydı.
Sicillere intikal etmiş hadiselerden Osmanlı esnafının hilekarların karşısında bulundukları ve bunlardan davacı oldukları görülmektedir. Verilen cezaya rağmen uslanmayanlar meslekten ihraç edilirdi.Bir malı bilerek eksik satmak suretiyle müşteriyi zarara sokanlara verilen ceza da oldukça ağırdı. Boyacı esnafından bir Ermeni boyayacağı iplerin ağırlığını fazla Türkmenlerin getirip sattıkları peynir ve yağların ağırlıklarını az göstererek halkı aldattığı için boyacılar şeyhinin müracaatı üzerine dükkanından çıkarılmıştı
Herşeyden önce esnafta doğruluk aranırdı. Hileli çürük iş yapmak müşteriden tespit edilen fiyatın üstünde fiyat istemek bir başkasının malını taklit etmek büyük suç sayılırdı. Noksan ölçü ve bozuk terazi kullananlar cezaya çarptırılırlar sahte ve kalitesiz mal imal edenlerin ise malları toplanır kendileri meslekten çıkarılırdı. Esnaf mütevazi kâra kanaat ederdi.
Sattığı süte su katan bir sütçünün kuyuya basıldığı bozuk kantar kullananların ibret-i alem için çarşı-pazar dolaştırıldığı ekşi pekmez satanın pekmezinin başına geçirildiği bilinmektedir.
Elbise diktirmek isteyen birisi dükkana geldiğinde terzi müşterisinin ölçüsünü aldıktan sonra kumaşı tartar ve ölçünün yanına bunu da not ederdi. Elbise hazır olduktan sonra artan parça ve kırpıntılarla birlikte elbiseyi tekrar tartar ve ondan sonra müşteriye verirdi.
Sekiz asırdan beri Müslüman Türkler arasında kullanılmakta olan "Pabucun dama atılması" deyimini hepimiz biliriz. Bu deyim bize geçmişteki örnek bir Ahi uygulamasından kalmadır.
Ahiliğin kurucusu ve esnaf ve sanatkarların piri olan Ahi Evran ayakkabıcı esnafının bulunduğu çarşıdan geçerken onların yaptığı ayakkabıları inceleyerek hileli gördüklerini kesip dama atar dükkân kapatılır ve ayakkabı ustasının peştamalı kapının kilidine bağlanırdı. Müşteriye de yeni bir ayakkabı verilerek tüketicinin mağduriyeti önlenirdi.
Böyle bir olay olunca bunun haberi esnaf arasında hızla yayılır "filanca ustanın pabucu dama atıldı" denilirmiş. Pabucu dama atılan usta utancından haftalarca insan içine çıkamaz kimsenin yüzüne bakamaz kendini af ettirmek için elinden geleni yaparmış. Çok zaman da bunlar kafi gelmez terki diyar etmek zorunda kalırmış.
Örnek Olay:
Ahilik ahlâkıyla yetişmiş Osmanlı esnaf ve sanatkarında doğruluk esastır. Hileli satışa kesinlikle müsaade edilmezdi. Yabancı bir kumaş tacirinin Osmanlı ülkesine gelerek bir kumaş imalathanesinin mallarını beğenip hepsini almak istedikten sonra mal sahibinin kumaş toplarını denklerken bir top kumaşı ayırdığını görüp bu hareketinin sebebini sorması üzerine Osmanlı esnafı “Onu sana veremem kusurludur” cevabını verince;
Yabancı tacirin “Ziyanı yok önemli değil” demesine rağmen Osmanlı esnafının o kumaş topunu vermemekte direterek: “ Benim malımın kusurlu olduğunu söyledim biliyorsunuz. Fakat siz onu kendi memleketinizde satarken alıcılarınızın orada benim bunları size söylemiş olduğumu bilmeyeceklerdir. Böylece de müşterilerinize kusurlu mal satmış olacağım. Neticede Osmanlı’nın gururu şeref ve haysiyeti rencide olacak bizi de hilekar sanacaklardır. Onun için bu sakat topu asla size veremem” diyerek kumaşı vermemiştir.
OSMANLI DEVLETİ’NİN ESNAF VE SANATKAR NİZAMNAMESİ
Ve ekmekçiler işlediği ekmeğin ve çöreklerin çiği ve karası olmaya. Gözlenip eksik ölçü ve dirhemine bir akçe cerime alalar.
Ve kasaplar koyunu geceden temizleye ve arı (pak temiz) satalar. Ve semizini saklayıp zaifini boğazlamıyalar. Her zaman koyun tedarik edip keseler. Halka et yetiştireler. Ve kuzu ve sığır kasaplarına dahi kanun oluna ki dikkatlice ve temiz hizmet edeler.
Aşçısının pişirdiği et çiğ olmaya tuzsuz olmaya ve pak kotaralar. Ve kase ve bezi temiz ola. Ve kazanı kalaysız olmaya ve çanakları eski ve sırçasız olamaya. Ve hizmetkarları kafir olmaya ve bellerindeki futaları (önlükleri) temiz ve yeni ola.
Başçıların pişirdiği baş ve başçısı görüle ki temiz tutalar temiz pişireler. Bayat kirli ve kıllı olmaya.
İşkembeciler işkembeyi iyice temizleyip temiz su ile yıkayıp temiz su ile pişireler ve pişkin ola ve sirkesi ve sarımsağı tamam ola.
Börekçiler de gözlene. Hamurları arı undan ola. Meyanesi soğanlı ola. Koyun etinden başka et karışdırmayalar.
Yaş ve kuru meyveler ve başka yiyecekler; üzüm incir ve benzeri meyveler on-onbir akçe üzerine (%10 kar ile) satıla. Bahçelerden gelen yemiş yüzleme (yüzü iyi altı kötü) olmaya. Üstü nasılsa altı da öyle ola. Pazar yerlerinden başka yerlerde satılmaya. Yolda karşılayıp satın almak isteyeni muhtesib (görevli zabıta) tutup siyaset ede(cezalandıra).
Yoğurtçuların yoğurdu da gözlene. Nişasta ve su katmayalar. Kaymakçılar peynirciler ve turşucular dahi gözlene. Turşu sirke ile kurula kepek ve ekşisi kurulmaya.
Helvacılar pekmezciler şerbetçiler dahi gözlene. Şerbet miski ve gülabi (kokulu) ola. Ekşi ve sulu olmaya. Hoşafçılar dahi gözlene. Hoşafları ekşi olmaya ve gayet temiz ola.
Terziler dahi gözlene. Her çeşit elbiseyi verilen narh(idarece tespit edilen azami fiyat) üzerine dikeler. Dikmek için aldıkları kaftanları vaktinde vereler. Eğer bir kişinin kaftanı kısa ve dar ve yaramaz dikilmiş olsa kadı marifetleriyle haklarından geline.
İpekçiler de gözlene. İpekleri düz ola. Ve gömlekçiler de gözlene aldıklarına göre satalar sağlam dikeler yenleri normal ve bol ola.
Çuhacılar takyeciler atlasçılar ve bürüncekçiler de gözlene. Kusurlu eksik ve kötü işlemeyeler. Her ne dikerse yeni kumaştan dikile ve mücevvezenin astarı çok çirişli olmaya iyi dikile.
Çizmecilerin ve ayakkabıcıların işledikleri kalp olmaya. Gayet iyi ola. Günü dolmadan delinirse ceza göre. Cezası akçe başına iki gün (hapis) hesabıyladır. Lakin gön veya sahtiyan delinirse suç debbağındır.
Ve mutaflar (kıldan ip vb şeyler dokyan kimse) ve keçeciler dahi gözlene. Keçeyi çiğ pişirmeyeler adet üzere yapalar.
Demirciler de gözlene. İşledikleri demiri kalp işlemeyeler ve illet (özürlü) etmiyeler. Ve kazancılar dahi gözlene. Kazanın ve haranın kulpunu demirden değil bakırdan yapalar. Ve kalaycılar kalayladıkları nesneyi gayet iyi kalaylıyalar kalp ve illet etmeyeler.
Ve nalbantlar dahi gözlene. Katırı dört akçeye eşşeği üç buçuk akçeye nallayalar. Mıh eğrilip atılsa nalbant üzerinedir. İnad ederse tedip (terbiye) edeler.
Ve bıçakçılar dahi gözlene. Dımakşi (Şam işi) diye Frengi (Avrupa işi) işlemeyeler ve satmayalar. Cinsi cinsiyle satalar. Ve iğneciler dahi işledikleri iğneyi iyi işleyler. Demir iğneyi Dımakşi diye satmayalar.
Ve kuyumcular gözlene. Emin kimse ola. İşin sadesini (düzünü) dirhemini bir akçeye; menyakar (süslü) işini ikiye işleye.
Yapı ustaları ve dülgerler günde yemekli on akçeye işleyeler. Gün doğarken gelip gün inmeden gitmeye. Kiremitçiler de gözlene çiğ pişirmeyeler. Ve kerpiçciler kerpici sıkı ve kalın edeler.
Ve tahıl pazarında satılan buğday ve arpa ve huhubat her ne ise samanlı ve kesmüklü olmaya temiz ola ve tamam ölçeler. Ve kile (ölçek) damgalı ola. Eksik ya da fazlası bulunursa şiddetle cezalandıralar. Sabuncular ve mumcular dahi gözlene. Sabun iyi ola pişmiş ola ve yarık olmaya. Mumlar ise çirkli ve kokar yağdan olmaya. Fitili yoğun (katı ) olmaya.
Ve oduncular dağda çok yükleyip şehre yakın gelince yükü eksütmeye adetçe normal ola. Hayvana fazla yük yüklemeyeler nalsız gezdirmeyeler semerleri eski olmaya.
Attarlar (baharatçılar) dahi gözlene. Sattıkları şeyler zağferanili ve yağlı olmaya. Baş şekerini üç kağıttan ziyadeye sarmayalar. Frengi şekeri iyi şeker fiyatına satmayalar.
Bezzazlar (bez satan manifaturacı) dahi gözlene. İbrişimi (bükülmüş ipek ipliği) iyisine karıştırmayalar ve arşınları eksik olmaya. Ve boyacılar her ne rengi boyarlarsa iy edeler. Bezi taş üstünde döğüp zarar vermeyeler ve boyalı bezi yol üstünde asmayalar.
Ve hamamcılar hamamı pak ve temiz tutalar. Peştemallari delikli ve kısa olmaya. Kafire ayrı rida (havlu ) vereler ve kafir yüzün sildiği rida ile müslüman yüzün silmeye. Velhasıl müslümanların her nesnesi ayrı ola. Eğer inad ederlerse muhkem ta zir edip haklarından geline.
Ve değirmenciler dahi kimsenin buğdayını arpasını değiştirmeyeler ve değirmeni başı boş bırakmayalar ve yabana gitmeyeler. Taşlarını vakti geldikçe dişeyeler. Haklarından artık tereke almayalar ve çalmayalar. Herkes nöbetle öğüde ve bir kişinin terekesini çıkarıp bir başkasınınkini koymayalar. Değirmende tavuk besleyip halkın ununa ve buğdayına zarar vermeyeler. Vakitlerini bilmek isterlerse ancak bir horoz besleyeler. Eğer inad ederlerse muhkem haklarından geline.
AHİLİKTE MESLEK SEÇİMİ
Ahi birliklerinde meslek seçimine ve iş bölümüne önem verilirdi. Ahiler kabiliyetlerine uygun bir işte çalışırlar. İkinci bir iş peşinde koşmazlardı. Gençler yamaklık ve çıraklık aşamasında iken bir kısım testlere tabii tutularak yetenekleri tespit edilerek hangi meslekleri sevdikleri belirlenirdi. Gençlere kabiliyetleri ve ülke ihtiyaçları doğrultusunda gelecek vadeden mesleklerde eğitim verilirdi. Böylece meslek seçimi rastlantıya veya bilimsel olmayan sistemlere bırakılmazdı.
Ahilikte insanların iş değiştirmeleri veya birden fazla işle uğraşmaları hoş karşılanmazdı. Bu sebeple Ahinin birkaç iş veya birkaç sanatla değil kabiliyetine en uygun olarak sevdiği tek bir iş veya tek bir sanatla uğraşması ahlâk kaidesi haline getirilmişti.
Ahi birliklerinde iş bölümü ekonomik olduğu kadar bir ahlâk problemi olarak da ele alınmıştı. Herhangi bir işte karar kılmayarak sık sık iş ve meslek değiştirmek ancak sebatsız ve istikrarsız bir ruh yapısına sahip olanların yapacağı davranış olarak kabul edilirdi. Böyle insanlar ise Ahi olabilecek ruh disiplinine sahip olarak kabul edilemezdi.
Ahi birliklerindeki iş değiştirmeme ve birden fazla işle uğraşmama ilkesi sanatkarların kendi mesleklerinde daha rahat ilerlemelerini de sağlamıştır. Başka bir iş yapma ihtimali bulunmadığından sanatkarlar bütün düşünce ve gayretlerini işlerine vererek bugün hayranlıkla seyrettiğimiz şaheserleri meydana getirmişlerdir.
USTALIK MERASİMLERİ
Geleneksel usta-kalfa-çırak sistemini şu şekilde özetlemek mümkündür. Yaşı ortalama 12-13 olan çocuk velisi tarafından kabiliyetleri doğrultusunda herhangi bir sanat dalında faaliyet gösteren bir ustanın yanına belli bir süre çalışmak ve mesleği öğrenmek üzere çırak olarak verilirdi.
Usta eğer işyerinde ya da atölyesinde yeni bir çırağa ihtiyacı varsa çocuğun fiziki kabiliyetini ve moral karakterini anlamak için geçici bir süre çalışmasına müsaade ederdi. Böylece yanında çalışmaya başlayan çocuğun başarısını kabiliyetini küçük işler yaptırmak suretiyle gözlemleyen usta yeni çırağın dürüstlüğü hakkında da kanaat sahibi olmak isterdi.
Öte yandan ustalar yanlarında çalışan çırak ve kalfaların arkadaş seçimine de dikkat ederlerdi. Çünkü iyi arkadaşların iyi bir sanatkâr olmada olumlu katkıları olacağına inanılmaktadır. Bu kısa gözlemlerden sonra çocuk kabiliyetli çalışkan dürüst ve güvenilir bulunursa o iş yerinde çırak olarak çalışmasına izin verilir. Böylece 3 yıldan 5 yıla kadar değişen bir zaman zarfında ustası çırağın hem mesleki hem de manevi hocasıydı. Ayrıca usta o sanat dalındaki manevi liderleri meşhur şahsiyetleri ve onların hayat hikâyelerini zaman zaman çocuğa aktararak çocuğun bu sanatkâr grubunun bir üyesi olmasına yardımcı olurdu.
Ahilikte esnaf ve sanatkârlara işyerinde yamak çırak kalfa ve usta hiyerarşisi ile mesleğin incelikleri öğretilirken akşamları toplanılan Ahi zaviyelerinde de ahlâki eğitim uygulanırdı. Böylece hem kendi çalıştığı mesleğin hem de diğer meslek kollarının bir peygambere ya da bir pîre dayandırıldığını gören ve bunların örnek alınması lazım geldiğine inanan çocuk yıllar önce o meslekte tesis edilen disiplinin sürdürülmesine inanırdı.
İşe başlarken mesleğin pîrinin saygıyla anılması uyulması gereken kuralların başında geliyordu. Böylece manevî bir alanın denetimi ve himayesinde ekonomik hayat Ahilik çerçevesinde düzen altına alınmış oluyordu.
Çıraklıkta geçen ilk yılı ustayı devamlı gözleme ve öğrenme dönemi olarak değerlendirebiliriz. Usta ile çırak arasındaki ilişki tarzı bir çeşit itaat ve saygıyı içerir. Usta kısmen öğretici kısmen de baba rolünü üstlenmiştir. Bu yüzden çırağı ailesinin bir ferdi gibi görerek ona şefkatle muamele etmek durumundadır.
Ustalığa yükselebilmek için üç yıl kalfa olarak çalışmak lazımdı. Bu süre içinde hakkında şikayet olmayan kendisine verilen görevleri dikkatle yerine getiren özellikle çırak yetiştirme hususunda titiz davranan diğer kalfalarla iyi geçinen müşterilere karşı iyi davranan bir dükkan idare edebilecek duruma gelen kalfalar hususi bir merasimle ustalığa yükselirdi.
Ahi birliklerinde ustalık merasimi büyük bir manevi atmosferde gerçekleştiriliyordu. Estirilen manevi hava usta adayının din ve inançlarına olan bağlılığını kopmaz derecede perçinlemekte iş ahlâkına müşteri ilişkilerine kalite ve standarda önem vermesini sağlamaktaydı.
Sanat kolunun diğer usta ve kalfaları o mahallin önde gelenleri çırağın babası ve dinî lider törene davet edilir. Yemek yendikten sonra usta ayağa kalkar ustalığa terfi edecek çocuğun uzun zamandır yanında çalıştığını sanatın inceliklerin öğrendiğini ve kalifiye eleman haline gelebilmek için moral karakteri de en iyi şekilde sergilediğini davetliler huzurunda ilan ederdi. Kalfanın kendi işyerini açabilmesi ve öğrendiği sanatıyla geçimini temin edebilmesi anlamına gelen "destur" verirdi.
ALIŞ VERİŞ MERKEZLERİ ÇARŞI VE BEDESTENLER
Ahi birliklerinde aynı meslekte faaliyet gösteren esnaf ve sanatkarların genellikle bir çarşısı vardı. “Bedestan” “Arasta” veya “Uzun Çarşı” denilen bu iş yerlerinde aynı meslek kolunda çalışanlar bir arada bulunurlardı. Çarşısı olan esnafın bazı meslekler hariç çarşı dışında dükkân açması mümkün değildi.
Çarşılar esnafının ismiyle anılırdı. Örneğin önemli bir Ahi şehri olan Trabzon'da tarihte kunduracı esnafının faaliyet gösterdiği çarşıya "Kunduracılar Çarşısı" bakırcı esnafının faaliyet gösterdiği çarşıya "Bakırcılar Çarşısı" çömlekçi esnafının bulunduğu çarşıya da "Çömlekçiler Çarşısı" adı verilmiştir. Bu isimler bugün bile kullanılmaktadır.
Yalnız şekerci ekmekçi berber ve nalbantlara çarşı dışında dükkân açmaya izin verilirdi. Bu şekilde hem tüketici istediği ürünü daha çabuk ve de kolaylıkla seçme imkanı buluyor; hem de esnaf birbirini kontrol edebiliyordu.
Ayrıca çarşılar müşterilere ürün çeşitlerini görebilme ve seçip alma imkanı tanıdığı gibi satıcılar arasındaki kalite ve fiyat farkını de izleme şansı veriyordu. Çarşı çatısı altında toplu halde bulunan esnaf ve sanatkarların mesleki ve ahlâki eğitimi kolay oluyor teknik gelişmeleri daha yakından izleme şansı doğuyordu.
Çarşılarda yer alan esnafın bir arada üretim ve pazarlama yapması hem kalite kontrolü bakımından hem de satış hizmetlerindeki doğruluk ve dürüstlük bakımından oldukça önem taşımaktaydı. Zira dürüst esnaf imalatın belli bir standardın altına düşürülmesine karşı idi.
Her esnafın kendine has bir sancağı ve bir de alemdarı vardı. Genel olarak bu sancak yeşil atlastan olur üzerine ayetler yazılır kırmızı beyaz ipekten bir kordonun ucunda da esnafın alameti amblemi bulunurdu. Nalbantların alameti bir gümüş nal ayakkabıcıların ise bir çift patikti. Ahilikte bütün sanatların pîri vardı. Ahilerin sanatlarının pirlerinden kendi ustasına kadar olan büyüklerine içten bağlanmaları istenirdi.Meslek pîrleri o sanatı yapmış peygamberler arasından ve ulu kişilerden seçilmişti. Bazı mesleklerin pîrleri şunlardı.
Tüccarların pîri Hz. Muhammed
Çiftçilerin pîri Hz. Adem
Berberlerin pîri Selman-ı Farisi
Debbağların (derici) pîri Ahi Evran
Ahiler yüzyıllar önce kurdukları çarşı sistemini ile günümüzde iş merkezlerinin büyük marketlerin süpermarketlerin kuruluşuna öncülük etmişlerdir. Bu kurumlar arasındaki en büyük fark hiç kuşkusuz "Ahilik ahlâkı" olduğu açıktır
Ahiler kurdukları çarşıların kapılarını birbirinden güzel sözlerle süslüyorlardı.
Denizli Babadağ Çarşısı kapısındaki şu dizeler yer almaktaydı.
Sevgi göster herkese ha!
Selamdan kaçınma sakın.
İnsanları ayırma ha!
Hepsine adil ver hakkın.
Niyetin iyi olsun ha!
Her şeyin gerçeğini söyle.
Hayırlı'dan ayrılma ha!
İyi anlaş herkes ile.
BEDESTENLER
Bedesten kelimesi bezciler çarşısı anlamına gelir. Çok eskiden değerli kumaşların satıldığı yerlere denilen bezzazistan zamanla Osmanlı toplumunda bedesten ismini almıştır. Ticari hayatın çekirdeğini oluşturan bu kompleksler zamanla kıymetli malların (mücevher porselen ipekli kumaş silah vs.) alım-satımına tahsis edilmiştir.
İstanbul’da bu isim adı altında; Cehavir Sandal ve Galata Bedesteni olmak üzere üç bedesten bulunmaktadır. Evliya Celebi'nin seyahatnamesinde bahsettiği Trabzon'un Çarşı Mahallesi'nde bulunan bedesten Trabzon'un en önemli bir ticaret merkeziydi.
Bedestenlerin bina itibariyle sağlam ve üstü kapalı olması şarttır. Bundan dolayı bedestenler dış etkilere ve yangınlara karşı korunması amacıyla taştan yapılmıştı.
Bedesten çarşı olarak hizmet vermeye başladığı zaman içerisine dayanıklı ağaçlardan “dolap” adı verilen yüzlerce küçük dükkân yapılmış ve içleri oyma hücreler çekmecelerle donatılarak hizmete sunulmuştur. Bu dolapların her biri emniyet sandığı yahut banka kasası gibi hizmet görmekle bedesteni şehrin en zengin binası yapmıştır.
Halk ve çarşı esnafı ağzı mühürlü sandıkları bedestene getirir ve el senedi gibi bir belge alarak gönül huzuru ile evlerine gidermiş. Ama hiçbir vakit kimsenin malı karışmamış ve kaybolmamış. Eğer kasayı açmak gerekirse bir bölükbaşı kasa sahibini kasasının başına götürür sonra sandıktaki eşyanın gizliliğine riayet etmek üzere yanından uzaklaşır ve hatta ona sırtını dönerek müşterinin rahatça alacağını almasını ve koyacağını koymasını sağlarmış. Her sandık bizzat sahibi tarafından mühürlenir ve bedesten görevlileri bu mühürlerin bozulmamasından sorumlu tutulurmuş.
Bedestene emanet edilip de uzun zaman alınmamış ve mirasçısı çıkmamış olan eşya ve mallar devlet hazinesine aktarılır hayır işlerine harcanırdı.
DÜKKÂNLARI SÜSLEYEN GÜZEL SÖZLER
Ahilik ülke kaynaklarını gerçekçi biçimde harekete geçiren âdil bir gelir dağılımı sağlayan sosyal dayanışma barış kardeşlik meydana getiren dengeli ve verimli ekonomik sosyal sistemdir. Ahiler esnaf tüccar ve diğer sahalardaki meslek guruplarının örgütlenmesini sağlayarak sosyal ve ekonomik düzenin kurulmasına katkıda bulunmuşlardır.
Başarılı olmak için bilgiyi başkasının esiri olmamak için doğruluğu prensip edinen Ahi vicdanını kendi üzerine gözcü koyan adamdır. Ahi helâlinden kazanan yerine ve yeterince harcayan ölçü tartı ehli olan yararlı şeyler üreten ve yardım edendir. Kalbi Allah'a kapısı yetmiş iki millete açık olan; mürüvvet ve merhamet sahibi cömertliği esas alan; ahlâkı ana sermaye edinip akıl yolundan yürüyen; ilim isteyen ve ilmiyle amel edip yararlı çalışmayı elden bırakmayan kişiler Ahilerdendir.
Bu temel felsefeye sahip olan Ahiliğin topluma tanıtılmasında düşünce ve eylemlerin benimsetilmesinde kullanılan en etkili iletişim metotlarından biri esnaf dükkânlarına asılan özlü sözlerin yer aldığı levhalardır. İletişim vasıtası olarak kullanılan levhalarda Ahilik kurumunun temel prensipleri ele alınarak toplumun düzeni için insanlığın sahip olması gereken hasletler yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır.
Ahiliğin kültürel göstergelerinden olan esnaf dükkânlarındaki levhalar mısralarında gizli olan kodlarla taşıdığı anlamlarla insanların sahip olmaları gereken hasletleri dile getirirler. Genellikle ünlü hattatlar tarafından işlemeli yaldızlı çerçeveler içine eski bazen de yeni harflerle yazılan beyit/dörtlüklerden oluşan bu levhalarda yüzyıllar boyu varlığını sürdüren Ahilik felsefesi dile getirilmiştir.

Bir dükkânda :
Her sabah Besmeleyle açılır dükkânımız.
Hakk’a iman ederiz Müslümandır şanımız.
Eğrisi varsa bizden doğrusu elbet sizin.
Hiylesi hurdası yok helalinden malımız.
Müşterilerimiz velinimet yaranımız yarimiz.
Ziyadesi zarar verir kanaattir kârımız.
Bir aşçı dükkânında:
Her taamın (yiyeceğin) lezzeti ta ki dimağdan (beyinden) çıkar
Tuz ekmek hakkını bilmeyen akıbet(sonunda) gözden çıkar.
Balıkçı dükkânında:
Ehl-i aşka müptelayım(tutkunum) nemelazım kâr benim
Mal ve mülküm yoktur amma kanaatim var benim.
alıntı






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Siten:
Mesajınız:

   
Bugün 34 ziyaretçi (71 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=

=> OsmanIı Devleti Tarihi (2) => OsmanIı Devleti Tarihi (3) => darphane nedir? => Nakibül-eşraflık nedir? => Osmanlı Devletinde Kadılık => Osmanlı-Memlük İlişkileri => İrad-ı Cedid => Şeyhülislamlık nedir? => Osmanlı Kültür ve Medeniyeti => Mürur Teskeresi nedir? => 17.Yüzyılda Osmanlı Devleti => 18.Yüzyılda Osmanlı Devleti => 19.Yüzyılda Osmanlı Devleti => Ahilik Teşkilatı (1) => Ahilik Teşkilatı (2) => Ahilik Teşkilatı (3) => Ahmed Han I => Ahmed Han II => Ahmed Han III => Bayezid Han II => Murad Han II => Murad Han I (Hüdavendigâr) => Padişah Anneleri(Valideler) => Gerçekte Sultan Vahidettin => Kızıl Sultan mı?ASİL SULTAN MI? => Tarihi Türk Gemileri => Ayastefanos Antlaşması => Tarihe Şahitlik Etmiş SARAYLARIMIZ